11 Nisan 2011 Pazartesi

bir masal - kazanan yalnızdır

martı, plajın üstünde uçarken bir fare görmüş. hemen alçalıp fareye sormuş: "kanatların nerede senin?"
her hayvan kendi dilini konuşur, o yüzden fare soruyu anlamamış. karşısındaki yaratığın gövdesine takılı o iki tuhaf, iri şeye bakıp, "bir hastalığı olsa gerek" diye düşünmüş.
farenin kanatlarına baktığını farkeden martı "zavallıcık" diye geçirmiş içinden "bir takım canavarların saldırısına uğramış heralde; hem kulaklarını sağır etmişler hem de kanatlarını alıp gitmişler."...

22 Şubat 2011 Salı

ARTER 22.02.2011








Çiko

Tedbir

<3<3<3

kırmızı!=)



22 Kasım 2010 Pazartesi

leighton meester-somebody to love

....
But wait, now how long could this take?
Its hard to find a man,
When youre gone before he wakes.
They say its hard to achieve
But cant a girl believe?

Is there somebody who still believes in love?
I know youre out there
Theres got to be somebody
I search around the world
But I cant seem to find
Somebody to love
.......
http://www.youtube.com/watch?v=JZg3ibOt964


vay be.. gossipteki blair nerdeee leighton nerdee:)

21 Kasım 2010 Pazar

bu resme saygı duyuyorum!

kelebekleri itmeyin!!

Adam fısıldadı :
" Tanrım konuş benimle. "
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.

Sonra adam bağırdı :

" Tanrım konuş benimle ! " 
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve 
" Tanrım seni görmeme izin ver " dedi.
Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı. 
Ve adam bağırdı,
" Tanrım bana bir mucize göster ! "
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi. 
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı,
" Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla ! "
Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü 
Ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.... 
Ve yürüyüp gitti.

MEVLANA DER Kİ


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim. 

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim. 

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek 
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim. 

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, 
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...